10 dakikalık okuma
Belçika'nın önde gelen ekonomi ve finans analistlerinden Bruno Colmant, kısa süre önce Ermenistan-Belçika Ticaret Odası'nın (BACC) davetiyle Ermenistan'ı ziyaret etti. Bu ziyaret, ona tarihini ve günümüz gerçeklerini daha önce sınırlı ölçüde bildiği bir ülkeyi yakından tanıma fırsatı sundu.
Belçika'ya döndükten sonra Brüksel Borsası'nın eski CEO'su, akademisyen ve ülkenin en etkili ekonomi düşünürlerinden biri olan Bruno Colmant, geniş yankı uyandıran "Ermenistan: Bir Sınır Ülkesinin Gücü" başlıklı makalesini kaleme aldı. Yazısında Ermeni halkının dayanıklılığını, tarihsel deneyimini ve ulusal kimliğinin derinliğini ele aldı.
Ancak ekonomi, para politikası ve jeopolitik gibi uzmanlık alanlarının ötesinde, Armenpress'in Brüksel muhabiri bu kez Colmant ile daha kişisel bir söyleşi gerçekleştirdi. Bu röportajda Colmant, Ermenistan'da yaşadığı duyguları, kendisini etkileyen insanları, Ermeni manevi mirasını keşfedişini ve "romantik" olarak tanımladığı bu ülkeden çıkardığı insani dersleri anlattı.
Geğard Manastırı ziyaretinden, tarihin ağır sınavlarından geçmiş bir halkın direnci üzerine düşüncelerine kadar uzanan bu deneyim, Colmant'ı basit ama önemli bir sonuca götürdü:
"Ermenistan bana mutlu olmanın ne kadar acil olduğunu öğretti."
– Ermenistan'a gitmeden önce ülke hakkında nasıl bir fikriniz vardı? Beklentileriniz var mıydı, yoksa neredeyse hiçbir şey bilmiyor muydunuz?
-Çok güçlü önyargılarım olduğunu söyleyemem. Elbette Belçika'da tanıdığım Ermeniler vardı, ancak Ermenistan'ın kendisi hakkında bilgim oldukça sınırlıydı.
Seyahatten önce birçok kaynak okudum ama dürüst olmak gerekirse ülkenin tarihi hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyordum. Hatta harita üzerinde tam olarak nerede olduğunu bile göstermek benim için zor olurdu.
Bu yolculuk bana çok şey öğretti ve ülke beni neredeyse romantik denebilecek bir anlamda derinden etkiledi.
En önemli keşiflerden biri de Avrupalılar olarak içinde yaşadığımız konforlu dünyaya farklı gözle bakmaya başlamam oldu.
Biz Belçika'da toprak bütünlüğü, kurumsal istikrar ve tarihsel süreklilik içinde büyüdük. Bu durum bizi dünyanın diğer bölgelerinde yaşanan sarsıntılardan bir ölçüde uzaklaştırdı.
Sovyetler Birliği'nin dağılmasını, Çin'in dünyaya açılmasını ve birçok çatışmayı uzaktan izledik.
Ermenistan'da geçirdiğim birkaç gün, dünyanın bazı bölgelerinde istikrarsızlığın, değişimin ve belirsizliğin günlük hayatın ayrılmaz bir parçası olduğunu anlamam için yeterliydi.
Bu benim için hem zihinsel açıdan son derece öğretici hem de duygusal olarak çok etkileyiciydi.
– Ziyaretiniz sırasında sizi özellikle etkileyen ya da sarsan bir an oldu mu?
-Evet, oldu.
Öncelikle Geğard Manastırı ziyaretimi unutamam.
Oradaki manevi atmosfer ve insanların inançlarına olan bağlılığı beni derinden etkiledi.
Bu ziyaret bana uzun zamandır anlamakta zorlandığım bir konuyu yeniden düşünme fırsatı verdi.
Rusya-Ukrayna savaşı başladığında iki tarafta da din adamlarının askerleri ve hatta silahları kutsaması bana çok tuhaf gelmişti. Çünkü dini her zaman barışla ilişkilendirmiştim.
Ancak Ermenistan'da çok daha derin bir şeyi anladım.
Savaşlar, sürgünler, toprak kayıpları ve sürekli belirsizlik yaşamış bir ülkede din, yüzyıllar boyunca ayakta kalmayı sağlayan bir dayanak haline geliyor.
İstikrarın çoğu zaman bulunmadığı bir ortamda din insanların sığındığı güven kaynağı oluyor.
Bu beni çok etkiledi.
Batı Avrupa'da din bugün daha çok kültürel kimliğin bir parçası.
Oysa Ermenistan'da çok daha canlı, derin ve gerçek bir maneviyat hissettim.
– Ermenistan'da en çok neyi beğendiniz?
-Hiç tereddüt etmeden söyleyebilirim ki insanlarını.
Elbette doğası muhteşemdi.
Ama beni en çok etkileyen insanlar oldu.
Çok zeki ve derin düşünen insanlarla tanıştım.
Özellikle akademik çevrelerden bazı isimlerle yaptığımız görüşmeleri unutamıyorum.
Onlarda tarihin zorlu sınavlarının oluşturduğu özel bir bilgelik gördüm.
Bu bilgelik, ülkenin yaşadığı acılar içinde şekillenmişti.
Bu beni gerçekten çok etkiledi.
– Sizi şaşırtan ya da düşündüren bir şey oldu mu?
-Evet.
Savaşın ve sonuçlarının hâlâ bu kadar hissediliyor olması.
Ermenistan ve Dağlık Karabağ'da son yıllarda yaşanan trajediler hakkında ne kadar az şey bildiğimizi fark ettim.
İnsan kayıpları, psikolojik yaralar ve ailelerin yaşadığı acılar beni derinden etkiledi.
Bu da bana aslında aynı gerçeği gösterdi.
Dünya tarafından yeterince tanınmayan ama çok büyük acılar yaşamış, hâlâ değişim ve zorluklarla mücadele eden bir halk var.
Bu seyahatin bana öğrettiği en önemli şeylerden biri de Avrupalılar olarak ne kadar dar bir bakış açısına sahip olduğumuz oldu.
Biz dünyaya çoğu zaman kendi istikrarımızın penceresinden bakıyoruz.
– Ermenistan'ın elçisi olmak istediğinizi söylüyorsunuz. Tekrar gelseniz neyi daha derin incelemek isterdiniz?
-Ben finans alanından geldiğim için Ermenistan'ın finans, para politikası ve bankacılık sistemini daha yakından incelemek isterdim.
Ermenistan hâlâ bizim Batı Avrupa'da büyük ölçüde unuttuğumuz sorunlarla karşı karşıya.
Ulusal para biriminin yönetimi, döviz kuru istikrarı ve ekonomik dayanıklılık gibi konular bunlardan bazıları.
Ermeni uzmanlarla birlikte çalışmayı, fikir alışverişinde bulunmayı isterdim.
Birbirimizden öğrenecek çok şeyimiz olduğuna inanıyorum.
– Bu yolculuk size dünya ve kendiniz hakkında ne öğretti?
-Çok önemli bir şey.
Mutlu olmanın aciliyetini.
Makalemde de yazdım.
Ermenilerde yaşama karşı çok güçlü bir aciliyet duygusu hissettim.
Yaşamak, hayatta kalmak ve zorlukların üstesinden gelmek konusunda güçlü bir iradeleri var.
Bu yüzden "romantizm" kelimesini kullandım.
İlk bakışta tuhaf gelebilir.
Ancak birçok insanda hayatın ne kadar kırılgan olduğuna dair güçlü bir farkındalık gördüm.
Savaşlar, zulümler, toprak kayıpları ve tarihsel belirsizlikler yaşamış bir halk, hayata çok daha yoğun bir şekilde bağlanıyor.
Bu da insanlara cesaret, samimiyet ve düşüncelerini açıkça ifade etme gücü kazandırıyor.
Batı Avrupa'da bunu daha az görüyoruz.
– Çevrenize Ermenistan'ı nasıl anlatacaksınız?
Onlara Ermenistan'ın mutlaka öğrenilmesi gereken bir ülke olduğunu söyleyeceğim.
Ermenistan'ın tarihi, direnç ve hayatta kalma konusunda eşsiz dersler içeriyor.
Bu ülke imparatorluklar, işgaller, soykırım, savaşlar ve sayısız tarihsel sarsıntıya rağmen kimliğini korumayı başardı.
Bence dünya daha istikrarsız, daha parçalanmış ve daha karmaşık bir döneme giriyor.
Jeopolitik gerilimler, göç hareketleri ve iklim değişikliği toplumlarımızı derinden değiştirecek.
Bu nedenle Ermenistan'ın yüzyıllar boyunca kimliğini nasıl koruyabildiğini anlamak son derece öğretici.
Bu ziyaret bana Avrupa'da geleceğin zorluklarına sandığımız kadar hazırlıklı olmadığımızı bir kez daha gösterdi.