10 dakikalık okuma
"APRI Armenia" düşünce kuruluşu, Washington Zirvesi’nin üzerinden bir yıl geçmesinin ardından Ermenistan-Azerbaycan ve Ermenistan-Türkiye normalleşme süreçlerinde, ayrıca Ermenistan-ABD ilişkilerinde yaşanan gelişmeleri ve bunların bölgesel istikrar ile refah üzerindeki etkilerini değerlendirmek amacıyla “Washington Zirvesi’nden Bir Yıl Sonra: Bugün Neredeyiz ve Ne Beklemeliyiz?” başlıklı bir basın toplantısı düzenledi.
"APRI Armenia" kıdemli araştırmacısı Benjamin Poghosyan, 8 Ağustos 2025’te kabul edilen belgelerin etkisi bağlamında iki önemli faktöre dikkat çekti.
Poghosyan, “İlk faktör jeopolitik bir boyuta sahip. Buradaki temel husus, Ermenistan-Azerbaycan arasında yeni bir gerilim yaşanması, daha spesifik olarak da Azerbaycan’ın Ermenistan’a yönelik askeri saldırı ihtimalinin önemli ölçüde azalmasıdır” dedi.
2025’in ilk aylarında, özellikle barış anlaşmasının metni üzerinde mutabakat sağlanmasının ardından oldukça gergin bir durum yaşandığını hatırlatan Poghosyan, Azerbaycan’ın neredeyse her gün Ermenistan’ın ateşkesi ihlal ettiği yönünde asılsız haberler yayımladığını ve Azerbaycan medyasında, devlet kurumlarıyla bağlantılı medya kuruluşları da dahil olmak üzere, Bakü’nün karşılık verme hakkına sahip olduğu yönünde açıklamalar yapıldığını belirtti.
Poghosyan, 8 Ağustos 2025’ten sonra bu tehdidin önemli ölçüde azaldığını ve şu anda neredeyse sıfıra yaklaştığını, büyük ihtimalle bu durumun Başkan Trump’ın görev süresinin sonuna kadar devam edeceğini söyledi.
Poghosyan’a göre söz konusu belgelerin önemi bununla sınırlı kalmadı. Belgelerin Ermenistan-ABD ikili ilişkilerini de önemli ölçüde geliştirdiğini belirten Poghosyan, 2025 yılında farklı alanlarda, özellikle dijital teknolojiler ve yapay zekâ alanlarında iş birliğine ilişkin üç mutabakat zaptının imzalandığını, Mayıs 2026’da ise bir yıl önce, ocak ayının başında imzalanan belgenin yerini alan kapsamlı ikili stratejik iş birliği anlaşmasının imzalandığını söyledi.
“Şimdi görüyoruz ki söz konusu mutabakatlar yalnızca kâğıt üzerinde kalmadı, aynı zamanda belirli sonuçlar da ortaya koyuyor. Sadece üç gün önce Ermenistan’da ilk büyük yapay zekâ fabrikasının açılışı gerçekleştirildi. Bu da doğrudan daha önce imzalanan mutabakatlarla bağlantılı” dedi.
"APRI Armenia" araştırmacısı Sergey Melkonyan ise TRIPP projesine ilişkin hazırladıkları rapor hakkında bilgi verdi. Melkonyan, raporda projenin jeopolitik ve ekonomik boyutlarına odaklandıklarını belirtti.
“TRIPP’in öncelikle ekonomik değil, jeopolitik bir proje olduğu sonucuna vardık. Ayrıca Güney Kafkasya’da kapsamlı bir ulaşım bağlantısı açılması durumunda Ermenistan’ın ne kadar gelir elde edebileceğini ve yalnızca TRIPP’in faaliyete geçmesi halinde finansal açıdan nelerin değişeceğini hesapladık. İkinci durumda Ermenistan’ın yıllık geliri yaklaşık 23 milyon dolar olacak ki bu büyük bir rakam değil. Kapsamlı bir ulaşım bağlantısı açılması halinde ise gelir yıllık 388 milyon dolara kadar çıkabilir” diye konuştu.
Melkonyan, özellikle çeşitlendirmeden söz edildiği bir dönemde Ermenistan’ın dış dünyaya, Basra Körfezi’ne ve Akdeniz’e ulaşım bağlantılarının büyük önem taşıdığını vurguladı.
“Bu durumda tüm demiryolu bağlantılarının açılması gerekiyor. Washington belgesine göre TRIPP hayata geçirilecekse bunun için tüm güzergâhların işler durumda olması gerekiyor. Ancak bu konuda henüz ciddi siyasi kararlar görmüyoruz. Tüm taraflar barış perspektifiyle ilgileniyorsa yalnızca TRIPP’e odaklanmamalı” dedi.
Melkonyan, ulaşımın tamamen açılması yerine yalnızca TRIPP’in hayata geçirilmesi ve diğer güzergâhların kapalı kalması ihtimaline de dikkat çekti. Ona göre böyle bir senaryoda, diğer yollar açılsa bile tek taraflı olarak kapatılabilmesi mümkün olabilir.
“TRIPP açısından böyle bir seçenek bulunmuyor. Dolayısıyla yalnızca TRIPP’in işletildiği, diğer güzergâhların ise kapalı kaldığı yeni bir fiili abluka biçimi meşrulaştırılabilir” ifadelerini kullandı.
Mevcut sorunlara değinen Poghosyan ise Azerbaycan’ın barış anlaşmasının imzalanmasını, Ermenistan-Türkiye ilişkilerinin normalleşmesini engellemek amacıyla geciktirdiğini söyledi. Poghosyan’a göre Bakü’den Ankara’ya sürekli olarak, Ermenistan-Türkiye ilişkilerinin tamamen normalleşmesinin, kara sınırının açılması ve demiryolunun faaliyete geçirilmesi de dahil olmak üzere, ancak Ermenistan-Azerbaycan barış anlaşmasının imzalanmasının ardından mümkün olabileceği yönünde mesajlar gönderiliyor.
“Biz APRI Armenia’da bu sürece ‘kısır döngü’ adını veriyoruz ve bu terim artık Azerbaycan ve Türkiye’deki uzman çevrelerinde de kullanılmaya başladı. Bir yandan Azerbaycan barış anlaşmasını imzalamamak için elinden geleni yapıyor, diğer yandan barış anlaşması imzalanmadan Ermenistan-Türkiye ilişkilerinin normalleşmesine izin vermemek için her şeyi yapıyor” dedi.
Poghosyan, imzalanmış bir barış anlaşması olmadığı sürece kurumsallaşmış bir barıştan söz etmenin mümkün olmadığını belirterek, bu “kısır döngünün” kırılması için dış müdahaleye ihtiyaç olduğunu söyledi.
“ABD’nin bu fırsat penceresinden yararlanarak bölgesel süreçlere daha aktif şekilde dahil olması ve bu ‘kısır döngüyü’ kırması mümkün. ABD, Ermenistan-Türkiye ilişkilerinin normalleşmesini ABD-Türkiye ilişkilerinin bir parçası haline getirecek adımlar atmalı” ifadelerini kullandı.
Ermenistan demiryollarının Rusya tarafından işletilen imtiyazlı yönetimine ilişkin tartışmalı konuya da değinen Poghosyan, söz konusu imtiyazın bölgesel ulaşım bağlantılarının açılması önünde engel olup olmadığını değerlendirebilmek için öncelikle Ermenistan-Türkiye ve Ermenistan-Nahçıvan sınırlarının açılacağına dair net güvencelerin bulunması gerektiğini söyledi.
“Bu kararlar alınmadığı sürece net bir değerlendirme yapmak zor. Sınırların açılmasına ilişkin en azından kararların alınması halinde, Rus imtiyazının Ermenistan’ın Orta Koridor’un bir parçası olmasının önünde engel oluşturabileceğinden söz edilebilir. Şu anda yürütülen tartışmalar pratikten ziyade siyasi nitelikte” dedi.
"APRI Armenia" araştırmacıları ayrıca, Güney Kafkasya’da kapsamlı bir ulaşım bağlantısı sağlanması halinde Ermenistan’ı Nahçıvan üzerinden İran’a bağlayan demiryolunun da faaliyete geçirileceğini belirtti. Böyle bir durumda Ermenistan’ın Kuzey-Güney Transit Koridoru’nun da bir parçası haline geleceğini ifade eden uzmanlar, bunun gerçekleşmesi için İran’daki çatışmaların da sona ermesi gerektiğini vurguladı.