Türk diplomat: Azerbaycan, Ermenistan ile Barış Anlaşmasını imzalayıp bundan doğan ikili hukuki süreçleri sonraya bırakabilir
12 dakikalık okuma

Türkiye’nin eski NATO Büyükelçisi ve Ankara Politikalar Merkezi Başkanı Fatih Ceylan, Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki barış anlaşmasının nihai hale getirilmesi için sağlam bir zemin bulunduğunu düşünüyor.
Fatih Ceylan bu görüşü, gazeteci değişim programı kapsamında Ermenistan'dan bir gazeteci heyetinin Türkiye'ye gerçekleştirdiği ziyaret sırasında Armenpress'e verdiği mülakatta dile getirdi.
Fatih Ceylan'a Azerbaycan'ın Ermenistan Anayasası'nın değiştirilmesi ön şartını ileri sürerek Ermenistan ile barış anlaşmasını nihai olarak imzalamaktan kaçındığı dikkate alındığında Ermenistan ile Azerbaycan ve Ermenistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin normalleşmesi ile Güney Kafkasya'da nihai barışın tesisi konusunda iyimser olup olmadığını soruldu.
Soruya cevaben eski NATO Büyükelçisi, Ermenistan ve Azerbaycan'ın Mart 2025'te barış anlaşmasının tüm maddeleri üzerinde mutabakata vardıklarını açıkladıklarını, Ağustos 2025'te ise Washington'da ABD Başkanı Donald Trump'ın huzurunda anlaşmayı paraf ettiklerini hatırlatarak şöyle devam etti:
"Dolayısıyla Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki barış anlaşmasının nihai hale getirilmesi için sağlam bir zemin var. Ayrıca Ermenistan ile Azerbaycan arasında doğrudan ticaret de başladı. Bu süreci, imzalanması ve nihai sonuca ulaştırılması yönünde teşvik etmeliyiz. Bu önemlidir. Ve bu, Güney Kafkasya'da bu bölgenin geleceği adına çok daha iyi bir perspektif sunan büyük bir dönüm noktası olacaktır. Bu durum sadece Güney Kafkasya ile sınırlı kalmayacak, Orta Asya'yı da kapsayacaktır. Orta Asya cumhuriyetlerinin de bu anlaşmanın nihai hale getirilmesini istediklerini düşünüyorum.
Artık işin içinde Amerika Birleşik Devletleri olduğu ve Avrupa Birliği de kendi bağlantısallık projeleriyle sürece dahil olduğu için herkes bu anlaşmanın tamamlanmasını bekliyor. İmzalandıktan sonra bunun her iki ülkeyi de kendi hukuk sistemlerinde gerekli değişiklikleri yapmaya zorunlu kılacağına inanıyorum. Bu hem Ermenistan hem de Azerbaycan için hukuki bir yükümlülük olacaktır. Azerbaycan barış anlaşmasını ne kadar erken imzalarsa, sadece Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki ilişkiler için değil, Türkiye ve Gürcistan için de o kadar iyi olacaktır. Bunun bölgesel iş birliği perspektiflerini artıracağını, daha büyük bir ivme kazandıracağını ve daha sağlam bir zemin yaratacağını düşünüyorum."
Bakü’nün nihayetinde ön şartından vazgeçip Ermenistan ile barış anlaşmasını imzalayıp imzalamayacağı sorusuna yanıt olarak Türk diplomat şunları söyledi:
"Umarım. Türk makamları ile Azerbaycan yönetimi arasında belki de perde arkasında bu tür diyalogların gerçekleştiğinden eminim. Ve belki de sadece Türkiye ile Azerbaycan arasında değil. Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri, Orta Asya ülkeleri gibi farklı ilgili taraflar var. Dolayısıyla Azerbaycan'ı anlaşmayı imzalamaya teşvik etmek amacıyla bu tür temasların mevcut olduğunu düşünüyorum. Bu, umuyorum ki Ermenistan ile Azerbaycan arasında barış anlaşmasının imzalanması şeklinde somut bir sonuç verecek olan devam eden sürecin bir parçasıdır. Gerçekte her şey hazır. Anayasa değişikliği konusunu biliyorum, ancak bu zaman içinde gerçekleşebilir, çünkü her iki taraf için de hukuki yükümlülükler doğacaktır."
Ermenistan ve Azerbaycan'ın barış anlaşmasının yanı sıra, bu hukuki yükümlülükleri hayata geçireceklerine dair bir mutabakat zaptı da imzalayabilecekleri yönündeki görüşünü dile getirdi. Ceylan'a göre bu değişiklik, ülkede son dönemde yapılan parlamento seçimlerinin sonuçları dikkate alındığında, özellikle Ermenistan'da şu an için gerçekleşemez.
Ceylan, "Belki de barış anlaşmasına dayanan bir protokol, mutabakat zaptı veya başka bir belge imzalayabilirler. Bu önemlidir ve uygulanabilir. İkili bağlamda uygulanmak üzere geliştirilecek belirli hukuki formüller olabilir," dedi.
Türkiye'nin, Ermenistan ile barış anlaşmasını imzalaması için Azerbaycan'a baskı yapıp yapamayacağı sorusuna yanıt olarak Türk diplomat, Türkiye'nin kendi adına belirli adımlarla bu tür bir baskı uyguladığını belirtti. Ceylan'ın değerlendirmesine göre, Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı'nın Yerevan ziyareti ve Avrupa Siyasi Topluluğu Zirvesi'ne katılımı, Ani'deki tarihi köprünün restorasyonu ile Gyumri-Kars demiryolunun yeniden faaliyete geçirilmesine ilişkin Ermenistan ile varılan mutabakatlar, Türkiye tarafından uygulanan bu tür bir baskı adımı olarak değerlendirilebilir.
Fatih Ceylan, "Belki de bu, Türkiye'nin Azerbaycan'a 'Bizim bu anlaşmanın imzalanmasına ihtiyacımız var' diyerek uyguladığı doğrudan veya dolaylı bir baskı olarak görülebilir.
Ve elbette bu konuların Ankara ile Bakü arasında perde arkasında tartışılıp tartışılmadığını bilmiyoruz. Bu konuda yorum yapamam. Ancak sahada ne olduğuna bakın: Ani Köprüsü projesi, Cumhurbaşkanı Yardımcısı'nın Yerevan'daki Avrupa Siyasi Topluluğu toplantısına katılımı, Kars demiryolu altyapı sisteminin nihai hale getirilmesi. Bunlar, değerlendirebildiğim kadarıyla Türkiye tarafından uygulanan belirli bir baskının işaretleridir," diye düşüncelerini detaylandırdı.
Türkiye'nin, Ermenistan ile ilişkilerin normalleşmesi sürecinde örneğin daha aktif ve hızlı hareket etmesi durumunda ne olacağı ve Bakü'nün buna nasıl bir tepki vereceği sorusuna yanıt olarak Fatih Ceylan, bunun Bakü'de belirli bir rahatsızlık yaratabileceği görüşünü dile getirdi. Ceylan'ın ifadesine göre Azerbaycan'ın Türkiye'de birçok ekonomik ve ticari bağı bulunmaktadır ve Türkiye'deki etki düzeyi oldukça yüksektir.
Ceylan, "Dolayısıyla bu durumda Türkiye'ye karşı farklı araçlar kullanabilirler. Bu da bir bakıma Ankara ile Bakü arasındaki ikili ilişkileri zehirleyebilir. Bu nedenle Ankara, Yerevan Zirvesi'ne katılım, Ani Köprüsü'nün restorasyonu, Türkiye-Ermenistan sınırındaki altyapı hazırlıkları gibi sinyaller göndererek temkinli hareket ediyor. Bunlar Bakü'ye verilen kendine özgü mesajlardır ve 'Bakın, biz hazırız, tam bir normalleşmeye sahip olmak için elinizden gelen her şeyi yapın' mesajını göstermektedir. Ve bu sadece Türkiye için değil, Azerbaycan için de geçerlidir, Çünkü bu durum Güney Kafkasya, Orta Asya, Türkiye ve Avrupa için faydalı olacaktır. Bu mesajın sahada ve belki de –varsayımlarda bulunmak istemem ama– basına kapalı toplantılarda ve benzeri diğer formatlarda verildiğini düşünüyorum," diye belirtti.
Ceylan ayrıca Ermenistan-Türkiye ve Ermenistan-Azerbaycan ilişkilerinin normalleşmesi sürecine bu üç ülkenin yanı sıra Gürcistan'ın da sahip çıkması gerektiği görüşünü dile getirdi.
"Bence bir şey çok önemli: İlk ve en başta bu sürece sahip çıkmalıyız. Her üç ülke ve Gürcistan da bu bölgesel girişime, iş birliğine götüren bu yola sahip çıkmalıdır. Bu önemlidir. Son dönemde Türkiye ile Ermenistan, ayrıca Ermenistan ile Azerbaycan arasında normalleşme arayışının kazandığı ivmeyi kaçırmamalıyız. Ve bölgesel bir aktör olarak Gürcistan'ı da unutmamalıyız. Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleşmesi yönünde bu doğrultuda gözle görülür bir ilerleme kaydedilmiştir. Sınırlar açıldığında tamamlanmış olacak belirli altyapı çalışmaları da mevcuttur. Sınırların açılmasının Türkiye ile Ermenistan arasındaki normalleşme sürecinde bir dönüm noktası olacağını düşünüyorum," diye vurgulayan Ceylan, elbette iki ülkenin farklı kurumları ve insanları arasındaki temasların, turizm alanındaki yakın iş birliğinin, kültürel bağların kurulmasının da çok önemli olduğunu, bu sayede Ermenistan ve Türkiye halkları arasında birbirlerine karşı güven oluşacağını sözlerine ekledi.
Ceylan'ın değerlendirmesine göre, yukarıda belirtilenler açısından ufukta iyi bir perspektif bulunuyor ve bu ne kadar erken gerçekleşirse Ermenistan, Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan için o kadar iyi olacaktır.
Eski Türkiye Büyükelçisi, "Dolayısıyla bölgemize sahip çıkmalı ve iş birliği mekanizmaları ile çerçevelerini gecikmeksizin kullanmalıyız," diyerek sözlerini tamamladı.
