Röportajlar

Ömer Turan seçimi değerlendirdi: Erdoğan'ın partisi neden kaybetti?

17 dakikalık okuma

Ömer Turan seçimi değerlendirdi: Erdoğan'ın partisi neden kaybetti?

BRÜKSEL, 8 NİSAN, ARMENPRESS. Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı, Prof. Dr. Ömer Turan’a göre Türkiye'de yapılan yerel yönetim seçimleri iktidar partisinin, özellikle de lideri Tayyip Erdoğan'ın siyasi hayatındaki en ağır yenilgi ve bu süreç aslında 2019’de başladı. Turan'a göre muhalefetin önemli zaferinin ana nedenlerinden biri de Erdoğan'ın kamuoyunun karşı çıktığı devlet-parti bütünleşmesi politikası ve otoriterleşme eğilimleri.

Profesör Turan, "Armenpress"in Brüksel muhabirine verdiği röportajda Cumhuriyet Halk Partisi'nin zaferinin Türkiye'nin siyasi yelpazesindeki önemine ve yol açabileceği olası değişikliklerine değindi.

-Bu yerel seçimler Erdoğan’ın siyasi hayatında herhalde en ağır yenilgi. Bu seçimlerin özelliği neydi ve neredeyse 22 yıl sonra muhalefetin böylesine bir zaferi neyi anlatıyor?

-Şunu söylemek lazım, Erdoğan 2019’da İstanbul ve Ankara'da büyükşehir belediyelerini kaybederek bir yenilgi yaşadı ve aslında son 5 yıldır bu şehirleri tekrar kazanmak için bir hazırlık yapıyordu. Ama sonuçlar gösterdi ki aslında bu iki şehirde Erdoğan ve partisi kazanabilecek bir strateji geliştiremedi. Kazanabilecek bir aday bulamadılar. Özellikle Ankara'da fark çok büyük oldu ama İstanbul’da da aslında fark az değil. 11 puanlık bir farktan söz ediyoruz. Bu son derece kritik bir aşama ve tabii ki son yerel seçimleri yorumlarken şunu vurgulamak gerekiyor: Evet, CHP 2019’da olduğu gibi Ankara’yı ve İstanbul’u kazandı ama daha önemlisi şu Türkiye'de birinci parti olarak çıktı. Yani Türkiye genelinde yerel seçimde kullanılmış oyların % 37’sini CHP aldı. Buna karşın AKP tüm oyunların % 35,49’unu alarak ikinci parti oldu. Dolayısıyla AKP'nin Kasım 2002 seçimlerinden bu yana ilk defa bir seçimi ikinci parti olarak bitirdiğini görüyoruz. Bu tabii ki Türkiye’nin siyasal hayatında önemli bir dönüm noktasına denk düşüyor. Çok yüksek olasılıkla 2028’de yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde muhalefetin adayı Ekrem İmamoğlu olacak ve o seçimlere muhalefet bu yerel seçimlerde kazanmış olduğu moralle ve özgüvenle gidecek. Zaten bu % 37,70 oy oranının gösterdiği şey şu: CHP Anadolu'da (iç bölgeleri-ed.) uzun süredir güçlü olmadığı pek çok şehri kazandı. Muhafazakâr insanların daha çok yaşamakta olduğu kentleri kazandı. Bu da son derece önemli bir şey.

-Erdoğan, bu seçimlerin son seçimi olduğunu açıklamasına rağmen partisinin kazanması beklenen birçok kentte kaybetti. Böyle bir yenilginin ana sebebini veya nedenlerini, nerede görüyorsunuz ve bu, AKP-MHP koalisyonunun gerilemesi mi, yoksa sadece AKP'nin çöküşünün başlangıcı mı söz konusu?

-Birkaç nedenden bahsedebiliriz. Elimizde çok fazla veri yok ama var olan veriler şunu gösteriyor: Yaklaşık 5.000.000 AKP seçmeni sandığa gitmemiş durumda. Bunun nedenleri üzerine şu anda Türkiye'deki siyaset gözlemcileri kafa yoruyorlar. Önemli olasılıklardan, muhtemel nedenlerden bir tanesi aslında emeklilerin durumu. Emekliler kendilerine yapılan maaş artışından mutlu değiller. Özellikle enflasyonun yüksek olduğu bir ekonomik ortamda sabit gelirliler bunlar en fazla zararı görüyor ve emekliler kendilerine yapılan emekli maaşı artışını adaleti bulmuyorlar. Görülen o ki bu durum AKP’li seçmenlerin önemli bir bölümünün, sandığa gitmemesi gibi bir sonuç yaratmış durumda. Bunun dışında birkaç farklı nedenden daha söz etmek gerekiyor. Yaklaşık 2015’ten beri AKP'nin yönetme tarzında partiyle devleti bütünleştirme, ikisini entegre etme yaklaşımı ön plana çıkmakta. Bu parti devlet bütünleşmesi son derece antidemokratik bir durum. Çünkü devletteki çoğu bürokratın bir parti mensubu gibi çalışmasını beraberinde getiriyor. Yargının bağımsızlığın ortadan kalkmasını beraberinde getiriyor. Bununla birlikte bunun siyasete bir başka etkisi daha var. O da şu: Aslında parti güçsüzleşiyor. Parti siyasi heyecanını kaybediyor. Parti teşkilatında inisiyatif almayan kişiler yönetici oluyorlar. Öne çıkan bürokratik mantık oluyor. AKP’deki parti yöneticilerinin önemli bir bölümü kamuoyunda bilinmeyen kişiler. Başkanlık sisteminin, Cumhurbaşkanlığı sarayının bürokratlarının belirleyici olduğu bir dönemdeyiz. Böyle olunca AKP farklı siyasi figürleri, farklı sözcüleri, kamuoyunda parlayacak başka insanları ortaya çıkartamıyor. Parti-devlet bütünleşmesi sürecinde partinin yerelde öne çıkan isimleri bulması da zorlaşıyor. Bu 2023’te yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bir problem teşkil etmedi çünkü muhalefetin adayı Kemal Kılıçdaroğlu'na karşı Tayyip Erdoğan kendi karizması, kendi liderlik becerisi ile mücadele etti ve kazandı. Fakat bu sefer yerel seçimin dinamiği farklıydı.AKP her kentte esas olarak Erdoğan’ın liderliğini merkeze alan bir kampanya yürüttü. Ama bu kampanya planı tam olarak çalışmadı. Erdoğan’ın desteğiyle seçmenlere tanıtılan güçsüz AKP adaylarına karşı CHP adayları başarılı oldular.

-Parti yavaş yavaş eriyor anlamına gelebilir mi bu, yoksa bu çok büyük bir laf mı olur?

-Bunun söylemek için biraz erken. Ama parti devlet bütünleşmesinden partinin zarar gördüğünü söyleyebiliriz.

-Herkes sadece CHP’nin zaferine odaklanıyor ama diğer partilerin aldığı veya alamadığı oylar da aslında önemli. Türkiye'deki mevcut siyasi yelpazesini nasıl tanımlarsınız?

Elbette haklısınız! Tabii şunu söylemek lazım, burada en büyük manşet AKP’nin CHP’nin gerisinde kalmış olması. Bu başlı başına son derece kritik bir şey. Önümüzdeki dönemde de aslında Türkiye'de siyasetin yeniden şekilleneceği anlamına geliyor. Çünkü burada iki noktayı vurgulamak lazım. Bunlardan birincisi elbette AKP’nin ekonomik kriz karşısında kendi seçmenini tatmin eden bir çözüm sunamamış olması. İkinci bir etken aslında CHP % 25 bandında olan oyunu % 38 çıkarttı. Bu bir önceki Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun muhafazakâr ve sağ seçmenliğe hitap edebilecek bir dil geliştirme çabasının bir sonucu olarak da görülmeli. CHP eski lideri Kemal Kılıçdaroğlu AKP’yi eleştiren muhafazakarları CHP’ye çekmeden partisinin % 30-35 bandına çıkamayacağını görmüştü. Ve “helalleşme” kavramını geliştirdi. Bunun içine Kürtler dahildi. Bunun içine muhafazakarlar, toplumun farklı mağduriyet deneyimleri olan kesimleri de dahildi. Bu çağrıyla Kılıçdaroğlu dindarların ve Kürtlerin mağduriyetlerini teslim ediyor, bir tür yüzleşme gereğinden söz ediyor ve böylelikle milliyetçi ve muhafazakâr kesimlerle ittifak kurma niyetini güçlendirmeye çalışıyordu. CHP şu anda İstanbul’da Ekrem İmamoğlu, Ankara'da Mansur Yavaş başta olmak üzere muhafazakar yaşam tarzına sahip insanlarla diyalog kurabilen siyasi liderlerle ilerliyor. Bu son derece kritik bir şey. Sorunuza geri dönecek olursak, burada birkaç şeyi ayırmak lazım. Bir, Yeniden Refah Partisi, siyasi yelpazedeki radikal İslamcı partilerden biri, düşük bir oy oranıyla da olsa (çünkü % 6,19 aldılar) üçüncü parti oldu. Bu da kritik bir sonuç. Yeniden Refah Partisi AKP’nin ittifak ortağı olmasına rağmen yerel seçimlerde öncesinde AKP’ye karşı çıkan bir söylem benimsedi. Örneğin İsrail ile devam eden ticari ilişkiler konusunda Yeniden Refah Partisi AKP’yi eleştiriyor. Bu partinin gelişimini son derece dikkatle takip etmek gerekiyor. İkinci bir not olaraksa şunu düşünmek lazım: 2023 seçimlerine CHP İYİ Parti ile birlikte girmişti. Bir ittifak kurmuşlardı. 2024’te İYİ Parti CHP ile ittifak kurmamayı tercih etti. Ve çok çok düşük oy aldı. Dolayısıyla aslında ittifaksız bir şekilde CHP’nin Adalet ve Kalkınma Partisi ile mücadele edebildiği bir siyasi yelpazenin ortaya çıktığını de gözlüyoruz.CHP’nin başarısı ittifakı partiler arasında değil, tabanda yani seçmenler düzeyinde gerçekleştirmiş olduğunu gösteriyor.

-Ermenistan’da dahil olmak üzere, birçok uzman seçimlerin sonuçlarını açıklarken aslında Türk toplumunun İslamcılara hayır dediğini iddia ediyorlar. Ama siz diyorsunuz ki Refah Partisi üçüncü oldu ve radikal İslamcı bir parti… O zaman Türk toplumu özel olarak İslamcılara “hayır” demedi demek, öyle mi?

-Evet, sizin tarif ettiğiniz gibi mesele biraz karmaşık. Adalet ve Kalkınma Partisi sadece İslamcılıkla tarif edilebilecek bir parti değil ve Yeniden Refah Partisi aslında kendisini esas İslamcı parti olarak konumlandırıyor ve böyle pozisyon alıyor. Aslında özellikle İstanbul’da ve Ankara'da seçmenlerin önemli bir bölümü AKP’nin anti-demokratik uygulamalarına karşı çıktıkları için CHP'ye yönelmiş durumda. Zaten bu iki şehirde genel seçimde de CHP AKP’den daha fazla oy aldı. Bence bunu AKP’nin otoriterleşme eğilimlerine karşı bir tepki olarak da okumak mümkün. Burada biraz dikkatli olmamız gerekiyor. Çünkü CHP’nin içinde de Bolu Belediye başkanı gibi, Afyon Belediye Başkanı gibi demokratik perspektifi tamamen benimsemeyen belediye başkanları var ama CHP’nin geneline baktığımızda yeni genel başkan Özgür Özel olsun, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu olsun, demokratik siyasetten yana bir parti görüyoruz. Seçmenlerin bunu desteklemiş olması da son derece kritik bir nokta.

-Evet muhalefet bir galibiyet rüyası yaşıyor gibi bir hâl var ama bu galibiyeti kırılgan olarak değerlendirebilir miyiz?

-Aslında Özgür Özel seçimlerden hemen sonra şöyle bir yorum yaptı: “Bu durumu bize açılmış bir kredi olarak görüyorum”. % 25 bandından % 37, % 38 bandına yükseldi ama bu seçmen desteğinin kalıcı olup olmayacağı henüz kesinleşmiş değil. Burada bence gidişatı çeşitli faktörler belirleyecek: Birincisi, 2024 yılından 2028 yılına kadar AKP’nin ekonomik performansı. Yani AKP ekonomik krizin etkilerini sınırlandırabilecek mi? Bence bu son derece önemli. İkinci olarak CHP şu anda çok uzun süredir sahip olmadığı kadar belediyeye sahip oldu. Bu belediyelerin insanları ikna etme kapasitesine bakmak gerekecek. Bu belediyelerdeki başarı belirli ölçülerde genel seçimlerde de CHP’nin hanesine pozitif olarak yazılacaktır. Dolayısıyla bu başarı kırılgan mı, değil mi? Elbette öyle. Yani CHP de bu kadar yüksek bir başarıyı beklemiyordu. Bu kadar yüksek bir oy oranına sahip olacağını beklemiyordu. Bu kadar çok belediyeyi kazanacağını beklemiyordu. Bunun parti içerisinde yaratacağı çeşitli koordinasyon zorlukları olabilir. Ama bunların nasıl aşılacağını bekleyip görmemiz gerekecek.

-Bu seçimlerin sonuçları gayrimüslim azınlıkları ve özellikle Ermeni toplumunu nasıl etkileyecek?

-Bildiğiniz üzere Ermeni toplumu şu anda İstanbul dışındaki şehirlerde çok çok az. Dolayısıyla Türkiye Ermeni toplumu dediğimiz toplum zaten İstanbul'da yaşayan bir toplum ve onların zaten 2019’dan beri Ekrem imamoğlu'yla temasları vardı ve onların yaşadıkları ilçelerde zaten CHP belediyeleri vardı. Dolayısıyla Ermeni toplumu için yeni bir durum oluştuğundan söz etmek mümkün değil. Eğer bu muhalefetin genel başarısı Türkiye'de daha etkili bir demokratikleşme dalgası yaratacak olursa bu elbette, Türkiye Ermeni toplumu için de olumlu olacaktır. Kısa vadede çok büyük bir değişiklik beklemiyorum ama Türkiye'nin genel makro düzeyde demokratikleşmesi elbette Türkiye Ermeni toplumu içinde daha geniş bir nefes alma sahası yaratacaktır.

Lilit Gasparyan

AREMNPRESS

Ermenistan, Yerevan, 0002, Martiros Saryan 22

fbtelegramyoutubexinstagramtiktokspotify

Herhangi bir materyalin diğer medyada tam veya kısmen olarak yeniden üretilmesi için Armenpress haber ajansından yazılı izin almak gerekmekte.

© 2024 ARMENPRESS

Created by:MATEMAT