Yerevan’da saat: 11:07:36,   7 Aralık

Raffi Hermon Araks'ın sohbet konuşmaları No 2: 'Hamlet', 'Othello' oynamış bir acayip adam, VAHRAM PAPAZYAN…

Raffi Hermon Araks'ın sohbet konuşmaları No 2: 'Hamlet', 'Othello' oynamış bir acayip adam, 
VAHRAM PAPAZYAN…

Ermenistan Cumhuriyeti resmi haber ajansı ARMEN PRESS’in Türkçe Haberler servisinin Pot Cast sesli yayınına hoş geldiniz… Genel Müdürümüz, Aram Ananyan önderliğinde, ben Raffi Hermon Araks ve teknik uzmanı arkadaşım Datev Zakaryan’ın hazırladığı programı sunuyoruz…

 

Efendim, bugün sizlere çok ilginç bir insanı tanıtmaya çalışacağız…

Hani ‘ilginç’ dedik ya, aman Tanrım, bu sıfat hayli hafif kalır; artık siz karar verin…

Ebeveynlerim ile bendenizin Ermenistan ile ilk kucaklaşmamız 1980 yılına tekabül eder. Sovyet Ermenistan’dı o zaman haliyle adı. O zamana dek ‘Ermeni’ ve / veya ‘Ermeni insanı’ dendi mi, sadece Batı Ermeni, o da İstanbul, hadi bir de Anadolu’daki Ermeniler ile idi tecrübem. 

Rahmetli pederin ‘Anadolu tıp konferanslarında’ canlı manken rolü ve hasbelkader tiyatro turnelerimizde bilfiil oynamak için Anadolu insanıyla hasbıhal etmişliğimiz tabi ki de vardı.  Dolayısıyla ‘İstanbul Ermeni’si’, ‘Anadolu Ermeni’si’, ‘Anadolu’nun gayrı Ermeni’si’ gibi, belirli insan kalıpları, tipolojileri çizilmiş ve yer etmişti kafamda.

İşte Ermenistan’a geldiğimde adeta bir tokat yemiş gibi – ama vurduğu yerden gül biten türünden – olmuştum, bu güzel ülkemin, Doğu Ermeni’si diye adlandırılan soydaşlarımı görerek… Aman tanrım, sanki Anadolu’ya turneye gitmiştim, bazı farklılıklara rağmen, hemen - hemen aynı tip insanlardı.

Erkeklerin görüntüsü aynıydı ama bıyıkları yoktu, kafalarında beşgen kasketleri, malum bol haliyle şalvarları yoktu ama pantolonlara Ermenice ‘dapad’ demek yerine aynı Türkçe gibi ‘şalvar’ diyorlardı. Şalvar değil, pantolon giyiyor ama pantolona ‘şalvar’ diyorlardı.

Evet- hayır’ demek için, kafalarını Anadolu gibi, yukarı aşağı değil, Avrupalılar gibi sağa ve sola sallıyorlardı ama mesela ineğin Ermenicesi ‘gov’ demek yerine, üstelik Anadolu’daki gibi Türkçe ‘davar’ diyorlardı. Bir de masa adapları aynı haremlik - selamlık gibiydi ve aslında bir doktora tezi yazacak kadar benzerlik ama tabii ki de farklılıkları da vardı.

Kısaca bu ‘farklılıklar’ da öyle zannedildiği kadar bir uçurumu andıracak kadar değillerdi.

Tüm bunları niçin anlatıyorum…


1980 tarihinde hal böyleyken, 1920, 30, 40, 50’lerdeki durumunu tahayyül etmek o kadar da zor olmayacaktı.

Bugüne kadar ağabey-kardeş gibi olduğumuz, sosyolog, gazeteci, araştırmacı ile sohbet ettiğimde, tahminlerimde yanılmadığımı hatta zannettiğimden de derin olduğunu anlıyordum.

1920’larda, zaten Anadolu ne haldeydi ki, Balkanlar hatta Avrupa’nın sosyo ekonomik hali bugünküyle kıyaslanmayacak derecede mütevazıydi. Avrupa’da, birçok dağ başlarında, insanların büyük baş hayvanlarıyla neredeyse yan yana yattıklarını bile öğrenmiştim.

Ermenistan’a gelince, çarşı-pazarda, Kolhoz pazarında köyünden / taşrasından getirdiği yeşillikleri, peyniri, sütü, meyvesini satandan tutun da ta taksi şoförüne, dükkân tezgâhtarına, belediye adına yolda kazma sallayan işçisine, insanların adlarının ‘Hamlet’, ‘Ofelya’ gibi İngiliz tiyatro kahramanlarının isimleri olduğunu görmek çok şaşırmıştı beni / bizleri.

Daha sonraları, bunun müsebbibinin, bir İstanbulluya yakışan muziplikte, aynı zamanda idealizmi bir hayat tarzı haline getirmiş, hani ‘alma demesini de bilirik, elma demesini de evelallah’  misali, sıra dışı, renklilikte rakip tanımaz, saygı uyandıracak, Vahram Papazyan diye anılan, acayip bir insan olduğunu öğreniyorduk…

Neden mi? Basit…

Zira efendim, bu zat-ı muhterem, 20’lerin, 30’ların, 40’ların, 50’lerin Sovyet Ermenistan’ın elektriği, su şebekesi, havagazı sistemi bile çok sınırlı, kervan geçmez dağlarında, köylerinde, durmadan ama durmadan Şekspir oynamış, düşünebiliyor musunuz?

Yani Paris’in Odeon tiyatrosunda, Venedik, Verona’nın sahneleri, Balkanlar, İstanbul’un Pera’sı, zamanın kültür merkezlerinden Tiflis’te, sahnelerde arz-ı endam eyledikten sonra, hiç istifini bozmadan, Ermenistan’ın dağ, bayır, çamur, ovasında, Şekspir oynamış…

Koca-koca şaşkın ama bilgi açlığını doyurmak isteyen, meraklı gözlerle Papazyan’ı izleyen çobanlar, köylüler, sütçüler, ırgatlar, öğretmenler, kahveciler, palancılar, semerciler, ayakkabı tamircileri yahu herkes hayran kalmışlar, sahnede hareket eden, karakterden karaktere giren, bir sevecen, bir adam boğazlayan, bir âşık olan bu insana…

Ve işte onlar, çocuklarının, torunlarının, torunlarının torunlarına ‘Hamlet’, ‘Ofelia’ ve daha nice Şekspir kahramanlarının adlarını koyuvermişler… Muasır medeniyete olan özlemlerini, işte buradan başlayarak gidereceklerini düşünerek…


Evet, sevgili dinleyiciler…

Bu kadar anlattıktan sonra, sanırım, bugünkü kahramanımız Vahram Papazyan’ı daha yakından tanımak bir farz oldu…

Vahram Papazyan, 18 Haziran 1888’de Kostantiniyye yani Stimpoli’den devşirme İstanbul veya Der Saadet’te doğmuş. Vefatı ise, 5 Haziran 1968’de Leningrad’da olmuş.

Papazyan’ın vefatının, Sovyetler Birliği’nin ilim, irfan, kültür-sanatın adeta başkentlerinden olan Leningrad’da olması tesadüf değildi. Zira kendisi, sadece Sovyet Ermenistan’ın değil, tüm Sovyetler Birliği’nin Halk Sanatçısı payesine mazhar olmuş, ender kişilerden biriydi. Ayrıca, ona ‘Sovyetler’in en iyi Şekspir aktörü’ denirdi. 

Aktörlüğünün yanı sıra, yönetmenlik (o zamanın deyişiyle ‘rejisörlük’) de yapmış, Sovyetler Birliği Yazarlar Birliği’ne, 1956 yılından itibaren, üye seçilecek kadar usta bir yazardı. O, adeta ‘Othello’ karakteriyle özdeşleşmişti.

Orta halli-memur bir aileden geliyordu. Tabi o zamanların ‘memurluk’ statüsünü bugünkü ile karıştırmamak gerek. Babası Kamer Bey, mesela Osmanlı Telgrafhanesi’nde memurdu. Cumhuriyet döneminde, bilmekte yarar var; özellikle Mustafa Kemal’in yatağa düşecek kadar ağır hastalandığı tarih olan 1936’dan sonra gittikçe Gayri İslami vatandaşların devlet memuru olması zorlaşmıştı. Tüm bunları bilerek, bir biyografiyi okumak veya dinlemek, bizce bugünü çok daha etraflıca ve çok boyutlu anlamamıza vesile olacaktır.

Kısaca, Kamer Efendi, oğluna kalburüstü bir öğrenim bahşedecek kadar imkâna ama diğer yandan, bu imkânı en iyi şekilde değerlendirebilecek ve fırsattan yararlanmasını bilecek kadar zeki ve kabiliyetli bit mahduma da sahipti, unutmayalım.

Sakızağacı ve Moda semtlerinde bulunan (genelde Katolik mezhebine mensup Ermenilerin devam ettiği ama olmayanların da kabul edildiği) Mıkhitaryan okullarına; akabinde,

İtalya’nın Venedik şehrindeki, ünlü irfan okulu Murat Rafael okuluna gitmiş.

Nihayet Venedik Güzel Sanatlar Akademisi’ne de devam etmişti.

Akademi’nin öğretim sistemi gereği, yaz aylarında tüm öğrencilerle birlikte İtalya’nın farklı sanat dallarına bilfiil katılmış, kendisi daha çok tiyatro dalını seçmişti. İşte bu dönem kendisi, zamanın Ermete Novelli gibi ünlü aktörleriyle tanışmış ve teşrik-i mesaide bulunmuştu.

Bu arada, Kafkasya’daki Ermeni tiyatrosu ve burada adlarını duyurmaya başlayan zamanın aktörleriyle de tanışmaya başlamış. Burada dikkatiniz çekerim, Bakü’nün Bakü olduğu ve Tiflis’in Tiflis olduğu yani Ermeni kültür ve sanat hayatının DA (dikkat sadece Ermeniler demiyoruz) evet Ermenilerin DE hayli ağırlığı olduğu dönemde, ciddi bir tiyatro ve genel olarak kültür yaşamı hüküm sürmekteydi.  

1907’de Paris tiyatro yaşamında kendi adını duyurmaya başlamışken, işte burada tanıştığı Şirvanzade ve Hovhannes Apelyan’ın nasihatlerine uyarak, Bakü’ye gitmiştir. Bakü’nün tiyatro hayatıyla iyice tanıştıktan sonra, tekrar İtalya’ya gitmiş ve kesintisiz altı ay sürekli farklı İtalyan sahnelerinde rol almıştı.

İşte bu döneme ‘çıraklık’ ama ‘eğitimli çıraklık’ dönemi diyebiliriz…

Çıraklık döneminden muzaffer olarak çıkmakta olan Papazyan, doğum yeri, Kostantiniyye yani İstanbul’a döner. Burada zamanlamaya dikkat etmek gerekiyor. Zira Papazyan’ın 1908’de Kostantiniyye’ye dönmesi tesadüf değildir.

Osmanlı Anayasası'nın, 29 yıl askıda kaldıktan sonra, 23 Temmuz 1908'de yeniden ilan edilmesiyle başlayan; Mebuslar Meclisi'nin Sultan Vahdettin tarafından 11 Nisan 1920'de tasfiyesi ile sona eren II. Meşrutiyet dönemidir çünkü.

Bu dönemde; parlamenter demokrasiseçimsiyasî parti, askerî darbe, diktatörlük ile tanışılmış, iki büyük savaş (Balkan SavaşlarıI. Dünya Savaşı) yaşanmış ve imparatorluğun dağılmasına tanık olunmuştur.

Bazılarına göre I. Meşrutiyet resmen sona ermemiş; Anayasa değişmemiş olduğundan 1876 ’da  I.Meşrutiyet döneminin, 2. faslı olarak değerlendirilir… Yani Papazyan’ın İstanbul’a tiyatro yapmaya gelmeye karar vermesi tesadüf değildir.  Othello’sunu ilk burada patlatır

İşte ‘kalfalık’ dönemi hatta ‘ustalığa’ namzet olduğu dönem başlar İstanbul’da…

Othello ile kalmaz ki usta; Ermenilerin aydınlık dönemini simgeleyen ‘Bakire Santuxt’, akabinde ‘Sid’ ve ‘Ardzvig’ büyük piyeslerden pasajlar, derken Rodosto yani Tekirdağ ve Atina’da turneler Othello ile ortalığı kasıp kavurur. Cenevre, Sofya ve diğer Bulgaristan şehirleri derken, İzmir ve yine İstanbul sahnelerinde Papazyan parlar da parlar…

Ermeni Dramatik Tiyatrosu’ adlı grubuyla, Trakya, Makedonya ve Arnavutluk’ta Papazyan rüzgârı değil, fırtınası eser âdeta…

Derken takvim yaprakları 1913’ü gösteriyordur…

Sanatçı duyarlılığı, haliyle hiç de makbul olmayan kokuları hissetmesine yol açar…

Tarihin başka sayfaları ve dönemlerinde benzer durumlarda olduğu gibi, başkalarıyla endişelerini paylaştığında ‘Amaaaan be Vahram usta, sen de amma da abartıyorsun; bize bir şey olmaz, ne güzel yaşıyoruz işte’ malum seviyede cevap alır.

Derken Tiflis Ermeni Dramatik Tiyatrosu’ndan bir teklif alır ve bu teklif aslında kendisinin ve kendi sanatının kurtuluş bileti olur. İstanbul’da bırakın kendi sanatını, hiçbir umut vaat eden bir işlevin yerine getirilme şansı kalmamıştır artık…

Böylece, Tiflis’e yerleşen Papazyan’ın bir süre sonra 1913-1922 yılları arasındaki ‘kalfalık’ dönemi ya da genel tiyatro yaşamının ‘birinci dönemi’ biter ve ‘ikinci dönemi’ ya da ‘ustalık’ dönemi başlar.  Vahram Papazyan usta’nın yeni dönemini anlatmaya bir sonraki programa bırakıyor ve bol muhabbetli günler temenni ediyoruz…








youtube

Tüm haberler    

Tomorrow  Yarın

Ajans hakkında

Adres Ermenistan, 0002, Yerevan, Saryan Sokağı 22, Armenpress
Telefon.: +374 11 539818
E-posta: [email protected]